Yağmur, otobüs camına sessizce düşerken, içimdeki fırtınalar dinmek bilmiyordu. Koltuk numaram 17’ydi, ama aslında yerim hep bir boşluktu. Yolculuklar bana hep kaçışı hatırlatırdı; belki de hiç varamadığım yerlere gitme umudu taşıdığım için.
Yan koltukta yaşlı bir kadın oturuyordu, elleri dizlerinin üzerinde sessizce dinleniyordu. Hayat ona neler öğretmişti kim bilir? Bense öğrenemediğim duyguların ağırlığıyla baş etmeye çalışıyordum.
Otobüs, virajları dönerken çocukluğum geldi aklıma. Annemin elimi tutuşu, babamın eve her gelişinde getirdiği küçük hediyeler… Onları kaybedeli yıllar olmuştu, ama kokuları hâlâ burnumda tütüyordu.
Bir mola yerinde otobüs durdu. Yaşlı kadın hafifçe bana dönüp, “Bir bardak çay her şeyi unutturur,” dedi gülümseyerek. Belki de haklıydı. Küçük mutluluklar büyük yaraları sarabilirdi belki.
Yolun sonuna geldiğimizde içimdeki yük biraz hafiflemişti. İnsan bazen bir otobüs yolculuğunda kendini bulabilirdi. Bazen de hiç bulamadan, sadece yola bakıp içindeki sessizliği dinlerdi.





